Hâfız Hocasının Gözünden Yatılı Hâfızın Bir Gün’ü

Hafızlık Öğrencisinin Bir Günü

Abdulkadir Şahanoğlu, Sokullu Mehmet Paşa Kur’an Kursu’nda belletmen olarak görev yapan genç bir arkadaşımız. Sokullu Kur’an Kursu’nun ‘bir gün’ünü Genç Doku okurları için bizimle paylaştı. Yakından bakalım; Bir hafızlık talebesinin Kur’an Kursu’nda bir günü nasıl geçiyormuş? Buyurun:

“Sabahleyin kalkılır, beraber abdest alındıktan sonra namaz beklenmeye başlanır. Kuran dersindeki sıra tartışmaları başlar. ‘Ham’lar dinlenmeye başlanır. Namaza geçilir. Namazdan sonra öğrenciler sırayla ders vermeye başlar. Kuran hocasında ilke önemlidir. Dersten bir kalktığın zaman en son sıraya geçersin dolayısıyla dersi vermen çok geçikebilir. Ondan dolayı dersi vermek için can havliyle bir çalışma yapılır.

Kahvaltı zili çalar. Hep beraber kahvaltıya çıkılır. Çay sırasına girilir. En az beş çeşit olarak hazırlanan kahvaltı afiyetle yenilir. Tüm hafızların iştirakiyle yapılan âminden sonra 14.00 da bitmek üzere Kur’an dersine başlanır. Read the rest of this entry »

Yaşasın Hafızlık Klübü!

Onların okulu şafak sökmeden başlıyor

Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi, Türkiye’nin ilk Anadolu imam hatip lisesi. Çeyrek asırlık okul, üniversiteye giriş sınavlarında derece yapan öğrencileriyle adından sık sık söz ettiriyor. Aslında bu başarılar tesadüf değil. Çünkü bu okulda öğrencilerin okul dersleri dışında tercih ettiği bir alanda kendini ifade edebilme ve geliştirme imkânı var.

“Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyenlere hayret ederdim hep. Ezberlediğim bir şeyi unutma fobim vardı. Bir gün hafızlığa adım atacağım aklımın ucundan bile geçmezdi.” diyor Ökkeş. Şimdi Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde 10. sınıf öğrencisi. İyi bir okulda okuyabilmek için memleketi Kilis’ten kalkmış gelmiş. Ailesi Kilis’te, Ökkeş okulun yurdunda kalıyor. Yatılı okulda okuyanlar bilir, ilk zamanlar bir anda başlayan mide ağrıları; yalnızlık hissine kapılma; aile ve memleket özlemi; bütün bunlar üstüne üstüne gelir insanın. Ökkeş de geçirmiş bu buhranlı günleri. Neyse ki herkes gibi çok zaman geçmeden alışmış. Şu sıralar hayatından çok memnun. Öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla arası gayet iyi. Bir de her daim özenerek baktığı hafızlık eğitimine başlamış geçen sene. Hayır işlerinin manisi çok olur derler ya, hafızlık Ökkeş’in gözünde büyümüş. Zaman zaman ezber yapmayı bırakmış. Hafızlıktan da vazgeçmiş. Ta ki, meslek dersleri öğretmeni Süleyman Aydın ‘Hafızlık kulübü açıyoruz’ diyene kadar…

Gerçek şu ki, pek çoğumuzun zihninde ‘eğitime ara vermeden ya da okulu bırakmadan hafız olunmaz’ gibi bir algı var. Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin ‘Hafızlık Kulübü’, okula devam ederken ezber yapılabileceğinin en güzel örneği açıkçası. Bakın, ismi kulağa hoş gelen kulübün hikâyesi nasılmış: Bundan iki sene önce okulun meslek dersleri öğretmenleri Süleyman Aydın ile Kamil Güldemir, kafa kafaya verir ve öğrencilerinin her daim Kur’an-ı Kerim ile hemdem olmalarını sağlamak için beyin fırtınası yaparlar. Öğrencilerin bilinçli birer imam hatip olarak mezun olmaları için yapılması gerekenleri alt alta yazarlar. Kendileri hafız olan hocalarımız, sonunda bu okula gelen öğrencilerin gönüllü olanlarını hafız olarak yetiştirmeye karar verirler. Hafızlık kulübü fikri bu düşüncelerden doğar. İki senelik kulübe şimdiye kadar yüz elliden fazla öğrenci uğramış. Şu sıralar kırka yakın devamlı üyesi var. Read the rest of this entry »

Allah, Kur’ân hizmetinden ayırmasın yavrum…

Cumhûriyetin İlk Hanım Hâfızlarından Kibar Vural Hocaefendi ile Hâfızlık Üzerine Bir Hasbihâl

Kur’ân-ı Kerim âşığı, müşfik bir babanın, üç hâfız evlâdından biri… Kur’ân-ı Kerîm okutulmasının yasak olduğu günlerde, firâsetli babasının geceleri gözyaşıyla yıkadığı duâlarıyla filizlenmiş bulunan Cumhuriyetin ilk hanım hâfızlarından birisi… Fedâkâr bir hâfız hocası… Kur’ân öğretmeye ve hafız yetiştirmeye adanan bir hayat… Buyurun, Kur’ân’la buluşan, O’nunla yıkanıp paklanan bir gönle misafir olalım bu hasbihâlimizde de…

Kıymetli Kibar Vural hanımefendi, sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1937 doğumluyum. İlkokulu dışarıdan verdiğim için, Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenip okuyuşum da seri bir hâle geldikten kısa bir müddet sonra hâfızlığa başladım. Akıl-bâliğ olmadan önce de hâfızlığımı, babamın tedrîsinde bitirdim. Beni hiçbir erkek hocaya dinletmemişti. Kendisi “sürekçi” (hayvan ticareti yapan kimse) idi. Ticaret vasıtasıyla tanıdığı meşhur Elazığlı Abdullah Nazlı Hoca’ya derin bir muhabbeti vardı. Abdullah Hocaefendi, çok mütevâzi ve ilim ehli bir insandı. Biz üç kardeş, beraberce hâfızlık yapmıştık. Babamız, üçümüzü de Abdullah Hoca’ya teslim etmiş ve dersimizi bir kez de ona verdirerek kuvvetlendirmişti. Hiç aksatmadan, elhamdülillah, hatmimizi bitirdik. O zamanın müftüsüne giderek hâfızlık diplomamızı almak nasip oldu. Âcizâne babamın firâseti ve gayretiyle, Malatya’nın ilk hanım hâfızı olmak bana nasip olmuştu.

Babanız ticaretle meşgul olmasına rağmen sizinle bizzat ilgilenip dersinizi takip ettiğine göre, hakiki bir Kur’ân âşığı olmalı, öyle değil mi?

Evet, gerçekten… Babacığım gerçek bir Kur’ân âşığı idi. Kendisi hâfız olmamasına rağmen Kur’ân’a olan aşk ve gayretiyle bizi âdetâ hâfız olmaya âşık etti. Read the rest of this entry »

Cansuyum, Yoldaşım, Her Şeyim…

6 Ayda hâfız olan Seda Levent ile Hasbihâl

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

1985, İstanbul doğumluyum. İlköğretim ve liseyi, İmam Hatip Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1 yıl üniversiteye hazırlandım. Fakat başörtü yasağından dolayı sınava giremeden bu serüvenden koptum. O zamanlar bunun için derinden üzülmüştüm. Eğitim gören her genç, üniversitede okumak isterdi tabiî olarak… Oysa ki, bu kopma, hayatıma emsalsiz bir soluk getirecek olan bir dönemin başlayacağının sinyallerini veriyormuş. Sınav hezeyanından sonra okuldan birkaç arkadaşla birlikte Aziz Mahmud Hüdâyî Kız Kur’ân Kursu’na başladım. Röportajı yapmanıza vesîle olan hâfızlığımı, “cennet bahçesi” tâbirini lâyık gördüğüm bu kursta ikmal ettim. Şu an öğrendiğim ilmi infak etmek için -Mevlâ’mın inâyetiyle- bir çaba içerisindeyim. İlmiyle amel edip ilmini lâyıkıyla infak eden kullarından olabilmeyi Rabbimden niyaz ediyorum.

Kur’ân-ı Kerîm’le ilk tanışmanız nasıl oldu?

Soruyu, Kur’ân-ı Kerîm’i ilk kez görmek, okumayı öğrenmek olarak anladığımda, pek geçmişimle bağlantı kuramadığımı fark ediyorum. Siz de bilirsiniz ki, İslâmî yaşayışı âilesinde gören her çocuk gibi Kur’ân-ı Kerîm’in yüce Yaratıcımızın kelâmı olduğu, saygıda kusur edilmeden muhafaza edilmesi ve mutlaka öğrenilip tertîl üzere güzel bir okuyuşa sahip olunması gerektiğinden ibaretti bütün bildiğim…

Dirsek çürüttüğüm İmam-Hatip yılları, çokça görülen Kur’ân-ı Kerîm dersleri, beni yine de Kur’ân-ı Kerîm’e fiilen saygı duymanın ötesinde ilerletmedi. Kur’ân’a karşı duyacağım aşkın tohumlarının atıldığı, ona muhtaçlığımı hissedip âcizlikle huzuruna durmanın zevkini tatmaya başladığım zaman dilimi, yine evimden sonra kendimi en huzurlu hissettiğim Kur’ân kursuma başladığım zamanlara rastgelir. Read the rest of this entry »

Kur’an İle Kesintisiz İrtibat; Hafızlık

Hafızlık, her Müslüman için mümkün ve matlup bir şeydir. İlla bir Kur’ân Kursunda iki-üç sene zarfında hafızlık yaparak diploma almak şart değildir.

Ashâb-ı kiram, bu şekilde sıkı, formel bir tahsille değil, 23 senede hafız olmuştur. Çünkü Kitabımız, Hak Teâlâ tarafından 23 senede indirilmiştir. Ashâb-ı kiram, oturup ezberleyerek değil, her ayetini yaşayarak, özümseyerek Kur’ân’ı hıfzetmiştir. Kur’ân, bu şekilde göğüsten göğüse geçtikten sonra yazıya geçirilmiştir.

Şu halde ünlü slogana göre herkesin bir ideali olması gerekiyorsa bir Müslüman için en büyük ideal hafızlık olmalıdır.

Bir anne-baba çocuğu için ne kadar istiyorsa hafızlığı kendisi için de istemelidir. Önemli olan, bu yola girmektir, kaç senede biteceği önemli değildir; çünkü insan hangi yolda ölürse, Ka’be yolundaki karınca misali, o yolun sonundaki menzile varmış olarak Rabbinin huzuruna varacaktır.

Bu idealin yaşı, süresi yoktur. Canlı bir örnek:

Hafızlığa azmeden Fatma Nine, günde yarım sayfa ezberleyerek 5 yılda 69 yaşında hafız oldu. Dahası hocası Meryem Dirik de 83 yaşında olmasına rağmen hafız yetiştirmeye devam ediyor.

Diğer taraftan Gümüşhane’nin Kelkit ilçesine bağlı Kızılca köyünde Fatih Yatılı Kız Kur’ân Kursu’nda okuyan 15 yaşındaki Büşra Mutlu, sadece 59 günde Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemeyi başardı. Read the rest of this entry »

Bu Yazıdan Sonra Kuran Okumamaya Bahane Kalmayacak!

Kur’an’a Çeken Yollar

Andolsun Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mudur? (Kamer 17,22,32,40) Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz… (Hadisi Şerif) İşleri kolay gör ki, rahata kavuşasın. Çünkü,kolay görülen her şey muhakkak ki kolaylaşır. (Hz.Ali)

Bakış açısını netleştirmek: Kur’ân’a, diğer kitaplardan farkını, üzerimizde Allah’ın ne büyük bir lûtfu olduğunu ve O’na olan ihtiyacımızın şiddetini anlayıp hissettiğimiz ölçüde yöneliriz. Öyleyse, Kur’ân’a olan ihtiyacımızın şiddetini ortaya koyan, bizi sarsan, O’nu okumak için harekete geçiren şeyleri gayet dikkatli bir şekilde düşünelim ve alt alta yazalım. Allah’ın Kur’ân’daki ilk emri “Oku!” iken, genel anlamda “okumak” ve özel anlamda “Kur’ân’ı okumak” ve anlamaya çalışmak, hayatımızda kaçıncı sırada yer alıyor? Nelerin altında? Niçin? Bu soruların cevabından kaçmayalım ve harekete geçmek için kendimizi sorgulayalım.

Hareket noktanız: Sizi Kur’ân’a en çok çeken bir âyeti, bir olayı veya başka herhangi bir şeyi düşünün ve hemen yakınınızdaki Kur’ân’a uzanın.

İlginizi en çok çeken konular: Okumak için önce ilginizi en çok çeken, ihtiyaç hissettiğiniz âyetlerden veya konulardan başlayın. Bu konuda meâlde bulunan “İçindekiler” bölümünden faydalanabilirsiniz. Detay isterseniz, özel olarak bu konuda hazırlanmış kitaplardan faydalanın. Konulu okuma, size değişik bakış açıları kazandırır ve yepyeni ufuklara doğru götürür.

Kur’ân’ı her gün en az bir defa açıp bakın: Eğer Kur’ân’ı her gün açıp okuma gücünü kendinizde bulamıyorsanız, en az günde bir defa açıp bakın ve kapatın. Okumak için açmasanız bile, gözünüze bir âyet meâli ilişebilir. İçinizden bir ses, “Bir âyet olsun oku!” diyebilir. Read the rest of this entry »

Bol Hediyeli Kompozisyon Yarışması!

Evrensel Hafızlar Derneği nev’i cinsine mahsus organizasyonlarına bir yenisini daha eklemiş; Kuran-ı Kerim ve Hafızlık ile ilgili kompozisyon yarışması düzenlemiş.Katılım şartları ve diğer açıklamalara buradan ulaşabilirsiniz.Hafızım.com olarak neticeyi biz de heyecanla bekleyeceğiz.

Yarım Kalan Hâfızlık Arzusu…


Hepimiz birçok gerçek hayat hikâyesi okumuşuzdur. Acı ve hüzün verici olurlar genellikle bu hikâyeler… Zaten mutlu hayatlar, satırlara dökülmezler her nedense… Yazılanlar hep acı ve dramatik hayatlardır.

Yalnız gerçek olmaları daima derinden etkiler insanı… Anlatacağım hâdise, ne uzun bir hayat, ne de işlenmiş güzel bir hikâye… Sadece gencecik bir yüreğin, saf ve hâlis bir niyetle çıktığı veya çıkmak istediği güzel bir yol ve kudreti sonsuz olanda sırrı saklı olan, bize meçhul sebeplerden dolayı aramızdan ayrılışı…

Ayrılık… Hep hüzün vericidir. Her ayrılık, bir vuslata gebe olsa da, insanın içini kanatır genellikle… Hayatımızda birçok defa ayrılıklar yaşamışızdır ve her defasında içimizden bir şeylerin koptuğunu hissetmişizdir. Öyle ya, bir firaktan bir başka firâka kanatlanır gideriz. Zaten bu dünya, bir misafir gibi gelip konakladığımız, sonra yolumuza devam ettiğimiz bir mekân değil mi? Read the rest of this entry »

Sahte Hafızlık Belgeli Sahte İmam Operasyonu =)

İstanbul Ankara ve Ordu’da düzenlenen operasyonda sahte imamlık belgesi düzenleyen bir imam gözaltına alındı. Ordu’da yaklaşık 80 kişinin sahte belgelerle imamlık yaptığı belirlendi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul, Ankara ve Ordu’da operasyon düzenledi. Ordu Ortacami’de imamlık yapan Osman Gezgiç’in, sınavı kazanamayan adaylara 10-15 bin lira karşılığında sahte hafızlık belgesi düzenlediği belirlendi. İmam Gezgiç’in yaklaşık 80 kişiyi sahte belgelerle kadroya yerleştirdiği ortaya çıktı. Ordu Valiliği de konuyla ilgili soruşturma başlattı.

SABAH
21.07.2010

Editörün notu:Taaccüb, nasıl olmuş da bu haberi atlamışız. =)

23 Senedir Hatimle Teravih; Hay Maşallah!


Doç. Dr. Yavuz Fırat, çok sayıda insanın uzaklardan katıldığı Kayseri’nin tarihi Hunat Hatun Camii’nde, 23 yıldır hatimle teravih namazı kıldırıyor.

Kur’an-ı Kerim okuma dünya ikinciliği derecesi bulunan Doç. Dr. Yavuz Fırat, tam 23 yıldır Kayseri merkezdeki tarihî Hunat Hatun Camii’nde hatimle teravih namazı kıldırıyor.

Aynı zamanda Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Fırat’ın ilk yıllardan itibaren daimi cemaati bile oluşmuş. Bazı vatandaşlar senelerdir kilometrelerce uzaktan gelerek Yavuz Fırat hocanın arkasında saf tutuyor. Read the rest of this entry »

Mısır’da Hafızlık Eğitiminde Modern Yöntem

Kuran-ı Kerim’i güzel okumanın bir köklü bir gelenek olduğu Mısır’da, hafızlık ve okuyuculuk eğitimi küçük yaşlarda başlıyor.

Abdulbasid Abdusselam, Şaşai, Mustafa İsmail, Sıddık Minşevi, Kamil Yusuf, Ahmet Naina, Muhammed Rıfat ve Ragıp Galveş Mısır’ın yetiştirdiği dünyaca ünlü hafızlardan bazıları.

Mısır bu geleneği devam ettirebilmek için her yıl hafızlık ve güzel Kuran-ı Kerim okuma yarışmaları düzenliyor. Mısır halkı da bu geleneğin devam etmesi, Mısır’ın iyi hafızlar yetiştirebilmesi için çaba gösteriyor.

Bedevi Kuran-ı Kerim Okuma ve Hafızlık Kursu başkent Kahire’de faaliyet gösteren onlarca kurstan sadece biri. Hafızlık eğitiminde yaş büyük önem taşıyor. Hafız olacak kişilerin küçük yaşlardan itibaren yetiştirilmesi gerekiyor.

Bedevi Kuran-ı Kerim Okuma ve Hafızlık Kursu eski ve yeni metoda göre hafızlık eğitimi veriyor. Okulun yaşları 5 ile 15 arasında değişen 50 öğrencisi bulunmakta. Read the rest of this entry »

Hafızlık Terimleri


Galet : Yanlış ezberlenmiş kelime veya harekeye denir.

Ham / Çiğ : Yeni ezberlenmiş sayfa, demektir.  Kişiden kişiye kurstan kursa değişmekle beraber her ikisini de kullanan hafızlara rastlanmıştır.

Has / Pişmiş : Evvelki dönüşte ezberlenmiş, tekrar edilen sayfa, demektir. Yeni ezberlenen sayfadan bahsederken ”ham” terimini kullananlar genellikle evvelden ezberledikleri sayfalar için de ”has” terimini kullanırlar. Bununla beraber bazen çapraz tamlama yaparak ”çiğ hasım” diyen hafızlara da rastlanmıştır.

Yüzüne : Sayfayı bakarak okumaya denir.

Dönüş Bitirmek : 3O cüzden de sayfa ezberleyerek başa dönülmesine denir.

Haslama / Has Yapmak : Bazı kurslarda 5. – 10. gibi ara dönüşlerde de yapılmakla beraber, çiğ sayfalar bittikten sonra ezberi kuvvetlendirmek için yapılan tekrara denir.

Yarım : Kur’an-ı Kerim’den bir sayfanın yarısını ezberleyip dinletmeye denir.

Beş Beş : Kur’an-ı Kerim’deki bir sayfayı üçe bölerek üç bölüm halinde ezber dinletmeye denir. Genelde çiğ yapılırken uygulanır.

Not: Eklemeyi unuttuklarımız varsa hafız arkadaşlardan hatırlatmalarını rica ederiz.

F. Özdemir

Siz Hiç Yedi Çocuğu Hafız Olan Birini Gördünüzmü?

Bundan yaklaşık 6 yıl kadar önce Zeytinburnu’nda çalıştığım hastanede çarşaflı ve orta yaşlı bir hanımın ultrason muayenesini yapıyordum.  Hastalarıma şikayetlerinin yanında muhtelif sorular sorarım. Bu hanıma da kaç çocuğu olduğunu sordum. Altı çocuğu olduğunu söyledi ve ardından ekledi altısı da hafız demez mi? Hayranlık ve gıpta ile karışık şok oldum. Maşaallah Allah mübarek etsin dedim. Düşündüm düşündüm  1 değil 2 değil 3 değil 6 sı da hafız. Doğrusu böylesi enderi nadirattan bir durum olması lazımdı. Sonra yanımdaki  yardımcım bu hanımın ailesi ile komşu olduklarını ve ailecek görüştüklerini söyledi. Aradan  bir zaman geçti bu aklıma takıldı fakat sonra düşündüm bu altı hafız çocuk öyle sıradan bir evde yetişmiş olamaz. Allah böyle bir devleti herkese vermez. Bu ailenin babası saygın ve muhterem birisi olması lazım diye düşündüm. Bir gün yardımcımın müezzin olan babasına (Zebur Yılmaz Hocama)  bu çocukların babasını sordum. Onun bir ara Rize’de Kuran Kursu Hocası olarak görev yaptığını ve İstanbula gelmesinde etkisi olduğunu söyledi. Şu anda Zeytinburnu’nda Telsiz Çarşı Camiindeİmam Hatip kadrosunda bulunduğunu fakat  dört yıllık görevle yurt dışında olduğunu ve 4 ay sonra döneceğini belirtti. Bu mübarek şahsı tanımak istiyordum. Read the rest of this entry »

Hafızlık Sempozyumu Yapılsın!

Kesintisiz eğitimden yara alan eğitim alanlarından birisi de hafızlık eğitimidir. Din eğitimi, Kur’an kursları, İmam Hatip Liseleri kamuoyunun sürekli tartıştığı konular olsa da, “hafızlık eğitimi” bu tartışmalarda kendine pek yer bulmadı. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu’nun Mayıs ayında gazetelere yansıyan birkaç cümlesi konunun gündeme gelmesini sağlamışsa da henüz ciddi tartışmalar yapılabilmiş değildir.

Hafızlık, Hazret-i Peygamberin sağlığından itibaren var olmuş ve Müslümanların olduğu her toplumda kendini kabul ettirmiş güzel bir gelenek, ciddi bir müessese ve önemli bir din eğitimi unsurudur. Hafızlığı sadece, Kur’an-ı Kerim’in sonraki nesillere aktarılması ve korunması gibi gerekçelere dayandırmak eksik bir açıklamadır. Hafızlık, öncelikle hafız olan birey için ciddi derûni anlamlara sahiptir. Çünkü ezberlenen, Allah’ın kitabıdır. Yani insan, kendisine indirilmiş olanı hıfzetmekte, onu bir ömür kalbinde ve aklında tutmaktadır.

Cumhuriyet döneminde belge alan hafızların toplam 80 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Sanırım bu rakamın çoğunluğu 1960 sonrasına aittir. Ali Rıza Sağman hoca, bir eserinde 1950’lere kadar olan sürede hafızlığın nerede ise ölmek üzere olduğundan yakınmıştır. Sonraki yıllarda bu alanda bazı hukuki düzenlemelere gidilmiştir. Sözgelimi, 1975 yılında Diyanet bünyesinde çalışan hafızlara fazladan bir derece verilmeye başlanmıştır. Bunun gibi İslam tarihinin değişik dönemlerinde hafızlığı teşvik eden başka uygulamalar da olmuştur. Hazreti Ömer, Basra’da hafızlık yapanlara maaş bağlatmış, aşırı ilgi görülmesi üzerine de bir yıl sonra uygulamaya son vermiştir. Read the rest of this entry »

Satırlardan Sadırlara…Hafızlık

Hıfz Etmek, Muhafaza Etmek

Kur’an, kendisinden önceki hiçbir ilahî kitabın mazhar olmadığı bir hususiyete mazhar olmuş ve günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan gelmiştir. Bu ilahî kitap, hem Kur’an, yani okunan; hem de Kitap, yani yazılan olması hasebiyle bin dört yüz seneyi aşkın yaşamış, bir noktasında dahi değişiklik ve tahrife uğramamıştır.

Kur’an, nazil olduğu ilk günden itibaren sadr-ı Muhammedîde hıfz ve kıraat edilen ve vahiy kâtipleri ile yazıya geçirilen, ardından sahabe, tabiin, tebe-i tabiin üzerinden zamanımıza değin okunan, hafızalarda saklanan, sadırlarda kıraet, satırlarda kitabet edilen bir Kelamullahtır. Sadırlar ve satırlar daima birbirini destekleyip kontrol ederek Kur’an’ı orijinal şekli ile yirmi birinci asra kadar taşımıştır ve taşımaya da devam etmektedir. Bu özelliği ile Kur’an yeryüzünde benzeri olmayan bir kitaptır. O, diğer semavi kitaplardan farklı olarak, indirildiği zaman içinde hem yazılmak, hem de ezberlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış ve o günden bugüne kadar da aynı metotla (hem yazılarak, hem hıfz edilerek) nesilden nesile intikal etmiştir. Read the rest of this entry »

Kuran’ı Kerim’e Abdestsiz El Sürmek


Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:
“Allâh’ın hürmetli kıldığı şeylere tazim gösteren kimse için, bu yaptığı Rabbi katında daha hayırlıdır” (Hac, 30).
Allâh’ın hürmetli kıldığı; hürmet gösterilmesini emrettiği şeylerin başında Kur’ân-ı Kerim gelir. Kur’ân-ı Kerim’e hürmet, öncelikle onun Allâh katından gönderildiğine iman, onu itina, kalbî rikkat ve hürmetle okumak, mümkün olduğu kadar ezberlemeye çalışmak, ezberlediğimiz âyet ve sûreleri hâfızamızda muhafazaya gayret etmek ve ahkâmıyla amel edip ahlâkı ile ahlâklanmaktır.
Günümüzde, içinde bulunduğumuz cemiyette Kur’ân-ı Kerim ve ona hürmetle ilgili çok önemli iki konu tartışılmaktadır. Bunlar, hanımların aybaşı hallerinde de Kur’ân-ı Kerim okuyabilmeleri ve abdestsiz iken de Kur’ân’a dokunmak!..
Biz de bu konulara mümkün mertebe ışık tutmaya çalıştık. Read the rest of this entry »

Bu Küçüklerin Yaptıkları Çok Büyük!


Osmanlı Devleti’nin ihtişamını yansıtan ve 3 yıl süren restorasyonun ardından ilk ramazanın yaşandığı Süleymaniye Camisi’nde yıllardır devam eden mukabele geleneği, çocuk hafızların da katılımıyla sürdürülüyor.

Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan, Türk-İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan camide, günde 3 ayrı mukabele okunuyor. Sabah namazı öncesi caminin görevlilerin, ikindi namazı öncesi yaşları 17-18 civarında olan gençlerin, öğle namazı öncesinde de yaşları 8 ve 11 olan 2 çocuk hafızın sesi yankılanıyor. Çocuk hafızlardan 8 yaşındaki Ömer Faruk Kılıç, 6 yaşında hafızlık eğitimi almaya başladığını ve eğitimini 1, 5 yılda tamamladığını söyledi. Babası, annesi ve dedesinin de hafız olduğunu dile getiren Kılıç, kurs hocasının verdiği eğitim ile Kur’an-ı Kerim öğrendiğini, ailesinin yardımı ve çabasıyla da hafızlık için gerekli olan ezberleri yaptığını ifade etti. Read the rest of this entry »

Kur’an Kurslarına Yeni Bir Vizyon Çiziliyor


Diyanet, hafızlık eğitimi veren Kur’an kurslarında önemli atılımlar yapmaya hazırlanıyor. Kursların fiziki şartları iyileştirilecek ve kalite belgeli kurslar haline getirilecek. Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Ali Erbaş, kurslara PDR uzmanı istihdam edeceklerini ve hafız olmuş 15 bin kişiye Diyanet’e gelin çağrısı yapacaklarını söyledi.

28 Şubat sürecinden sonra öğrenci sayısında büyük düşüş gösteren hafızlık müessesesi tekrar canlanmaya başladı. 2000′li yıllarda hafızlığı bitiren öğrenci sayısı binlere kadar düşmüştü. Birkaç yıllık ‘fetret’ten sonra son yıllarda hafız sayısında büyük bir artış gözleniyor. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) verilerine göre 2011 yılında 4 bin 76 öğrenci hafızlık belgesi almaya hak kazandı. Kur’an kurslarında halen hafızlık eğitimi alanların sayısı ise 20 binin üzerinde. Read the rest of this entry »

Bir Hafızın Namazı


Tenhâ bir köşe bulup namaza durdu. O, zaten “hep musallî olanlardan”dı. Ellerini kaldırdı ve dünyayı bütün ağırlığına rağmen arkaya atıverdi. Tekbir aldı.

“Allâhu Ekber” dedi.

Allâh’ın büyüklüğü karşısında nahif olan bedeni, daldaki yaprak gibi titriyordu. Fâtiha’nın âyetleri, bir bir sıralandı gönül semâsında.

“Elhamdülillahi Rabbi’l-Âlemîn” derken bütün zerrelerinin eridiğini hissetti. Yok oldu sanki… Damla deryaya gark oldu. Ve yoklukta asıl varlığı buldu.

“Rahman ve Rahîm olan”ın merhamet ummânına dalmışken bir anda silkiniverdi. Şimdi “din gününün sahibi”nin huzurunda, hesap için mahşere çıkmış gibi kıyamda idi.

Her bir kul, bizzat Rabbi tarafından hesaba çekilecekti. Kulluğun mahcûbiyetinin yanında Rabbi’nin kelâmına muhatab olmanın yakıcı sıcaklığını hissetti kalbinde… İhsan duygusu ile namaz kılmak ne güzel!

* * *

“Cibrîl hadîsi”nde olduğu gibi… “İhsan nedir?” diye sorunca Rûhu’l-Emîn, “Allah Teâlâ’yı görür gibi ibadet etmen!” diye buyurmuştu Âlemlerin Efendisi -sallâllâhu aleyhi ve sellem-… “Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da, O, seni hep görüyor.” diye de tamamlamıştı mübârek kelâmını… Read the rest of this entry »

Âmâ Bir Hâfızla Hasbihâl

Hayata Tekrar Başlamak

Gerçek şu ki, gözler kör olmaz; ancak göğüsler içindeki kalpler kör olur!.. (Hacc, 46)

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

İsmim Serpil Koçak. 1979 İstanbul doğumluyum. Kastamonuluyum. Üsküdar İmam-Hatip Lisesi mezûnuyum, dört kardeşiz.

Gözleriniz doğuştan mı âmâydı, sonradan mı kaybettiniz?

Aslında doğuştan görme özürlüyüm. 16 yaşına kadar az da olsa görüyordum. Hastalığımın ilerlemesi ile görmem gittikçe azaldı. O zamana kadar evden okula, okuldan eve kendi başıma gidebiliyordum.

En zoru da sabahları okula gitmek oluyordu. Evden çıkıyordum, durakta otobüslerin numaralarını tam olarak okuyamadığım için hep yanlış otobüslere binip başka yerlere gidiyordum. Bizim okul, Üsküdar İmam-Hatip Lisesi idi. Ben okulumun adını sorduğumda insanlar yerini bilmiyorlardı. Onun için:

-Toptaşı Cezaevi nerede? diye soruyordum. Ancak o zaman târif edebiliyorlardı.

Okulumuz, Osmanlılar zamanında medreseymiş. Cumhûriyet kurulduktan sonra tütün deposu olarak kullanılmaya başlamış. Tütünler bozulunca cezâevine çevirmişler. Hatta Necip Fâzıl da bir aralar bu cezâevinde yatmış. Daha sonraları da İmam-Hatip Lisesi bu binaya taşınmış.
Sabahları, bilhassa kış günlerinde okula gitmek bana o kadar zor gelirdi ki:

-Allâh’ım şu okulu bir bulsam, eve akşam nasılsa giderim!.. diyordum.
Yollar karışık geliyordu, ben de doğru dürüst göremiyordum. Âilem, benim bu kadar zor gördüğümü bilmiyordu demek ki, beni rahat rahat gönderiyorlardı. Read the rest of this entry »